Kategoriler

16 Şubat 2015 Pazartesi

"Nereye Gitti Bu Entelektüeller"


Başlık Frank Furedi’ye ait. Kitap Atıf yayınlarından üçüncü baskısını yaptı. Gazetelerde, bazı satır aralarında kitaba dair bir şeyler okudum. Yazanlar, çizenler oldu. Esaslı bir değer gördü mü kitap? Bunu söylemek güç. Kitap üzerine bir değerlendirme yapmak niyetinde değilim; fakat entelektüellerin nereye gittiği sorunsalı aydınların, edebiyatçıların, gazetecilerin uğraşlarını bırakıp gittiği bir ortamda üzerine kafa yorulması gereken hayati bir konu.

Yazmak bir ifade biçiminin de ötesinde yaşamsal bir eylem. Gitmek bu anlamda yavaş yavaş büyüyen bir intihara dönüşüyor. Düşünen aydının gitmesi sadece kendisinin değil mensubu bulunduğu toplumun da intiharı demek. Düşünemeyen birey, üretemeyen genç, okumayan toplum aydınını da yitirmeye devam ederse sonuç hazin olur.

Furedi kitabın amacını “Çağdaş eğitim ve kültür siyasetinin hem antidemokratik hem de baskı altında tutucu ayaklarını sorgulamak!” olarak ifade ediyor. Bu tür bir kültür siyaseti, sadece entelektüel ve kültürel yaratıcılığı kısıtlamakla kalmayıp toplumun beklenti düzeyini de düşürmekte…

Yaşadığımız çağda her şey dizginlenmesi zor bir hızla ilerliyor. Edebiyata, kitaba, düşünceye ve kültüre yüklenen anlam olabildiğince sıradanlaştı. Hatta sıradanlaşmanın da ötesinde bir anlam yitimi söz konusu... Değerler birer birer ekonomik araçlara dönüşüyor.Gerçeği aramanın verdiği ruhsal tatmin, edebi haz, güzele ulaşmak için geçilen büyülü dünya başka amaçlara hizmet ettiği için seviliyor.

Düşünceyi sığ amaçlara kurban etmeden durmadan arayanlar da yok değil. Aristo, “Felsefe, gerçekle meşgul olan bir bilimdir.” dese de bir şekilde durmadan arıyoruz. Albert Einstein haklı beyler bayanlar, “gerçeğin peşinde olma ona sahip olmadan daha değerli”. Arayışı farklı ve cazip kılansa sayısız bulmalarla dolu olması… Arananın etrafında çoğu zaman aranandan bağımsız ilerleyen gizemli bir serüvendir bu. Aramanın doğal sonucu olarak da bilim, sanat ve edebiyat alanında şimdiye kadar sayısız etkileyici eser ortaya konuldu.  Gerçeği arama çabası her seferinde yeni eserler ortaya koyuyor. Buna insanlık tarihinin aktığınehrin yönünü değiştiren keşifleri de eklemek mümkün. Einstein’in haklılığı, ortaya konan eserler, gösterilen çaba bugün karşı karşıya kaldığımız sorunu çözmek için yeterli değil. Furedi bu yüzden karamsar. Ona göre düşünmeye, sanata, kültüre, eğitime sahip olmak isteyen, arayışından bitkin düşmüş, düşünmeye mecali kalmamış bir insan portresi entelektüel hayatın asıl hâkimi. Arayışta hayal gücüne dokunulmuyorsa ve bu güç özgürce büyümüyorsa entelektüel statü de hak ettiği yerden aşağı doğru sürüklenmeye mahkûm… Çünkü bu özel ve özgün niteliklerin artık korunamadığı anlamını da taşır. Elbette ortaya çıkan bu tabloda aydının da payı var. Bugün aydın, entelektüel; kültür, sanat, edebiyat adına talep edilen değilse müsebbip de çoğu zaman kendisi. Her türlü eylemi maddi bir metaa dönüştürme çabası, mutlak hedef ve faydacılık üzerine kurulu kazanç kaygısı aydını toplumdan uzaklaşması için itici bir güce dönüşüyor. Galiba bunun için en kullanılabilir, en kapsayıcı ifade maddileşme. Evet, hızla maddileşiyor ve ruhumuz yavaş yavaş bizden uzaklaşıyor.

Maddileşiyoruz! Binalarımız hızla artıyor.TOKİ durmadan yeni binalar inşa ediyor. Evlerimizin duvarları ve içi artık daha konforlupeki ya düşünce dünyamız? Yeni beton yapılar inşa etmek yeterli mi daha yaşanılır bir dünya için? En etkili imar düşünce gücüyle başlayacaktır.

Sözü fazla dolandırmaya ve uzatmaya gerek yok. Bugün dergiler, popüler kültürün bombardımanlarından ve betonlaşan dünyamızdan sıyrılmak için sığındığımız küçük yaşam adaları. Cemil Meriç dergi için “hür tefekkürün kalesi” diyor. Kuşkusuz bu sağlam kalenin duvarları maddi bir çıkar gözetmeden bir dava bilinciyle üst üste konulan düşünce dünyalarından müteşekkil.

Düşünsel ve yazınsal faaliyetlerini yıllardır büyük bir özveriyle ve dava şuuruyla sürdüren hiçbir aydını kaybetmeye tahammülümüz yok. Okuma kültüründen ve kitaptan gün geçtikçe uzaklaşan yeni nesil için karamsar tablolar çizilebilir; ama yeni bir çıkış kapısı arayan sesini soluğunu duyurmaya çalışan gençlerin edebiyata, sanata tutunma çabası da göz ardı edilemez. Dergilerde görünmeye, tutunmaya, bir şeyler ortaya koymaya çalışan yeni isimler kuşkusuz bunun en açık örneği. Aydının gençlere doğru yolu gösterme sorumluluğu var. Ayrılıkların değil birlikte düşünmenin yeni yapılar inşa ettiği bir ortamda vakit gitme vakti değil. Hâsılı, neler yaşanılırsa yaşansın onamak ve iyileşmek için hiçbir entelektüel gitmesin ve son sözü Neitzsche söylesin:
“Unutanlar iyileşir.”

Hamza Günerigök

(Hece Dergisi, Sayı 214, s. 11)

Mağara Tarihi

Üst üste k/oyuluyor artık mağaralar
Mağaralarımız
Mağaralarınız
Mağaralar

Tarih yazıcıları duvarlardan başladı okumaya
Mağara tarihini
avlayan insan
bufalo, öküz, ceylan, dağ keçisi
kömür çizimleri
kökboyalar
yağlı boyalar
dijital baskılar
kan izleri
avlanan insan
     -Şu yağlı boya dedeniz olmalı!
     -Peki şu ölen çocuk duvardaki televizyonunuzda?


Duvarlarda asılı kalıyor
Tarih, fotoğraflar, kutsal kitaplar
Bir tek ruhumuz sırtımızda
Yaşamak
Bir yükün altında
Kabuğunu taşıyan salyangoz

Bütün duvarlar
Mezarlara çağrı

Kargalar eşeleyerek gösteriyor
toprağı. Bu cesetler gömülmeli
Yoksa ahali kokacak
Cesetler gömülmek içindir

Altın tepsisinde Salome'nin kan
Beytülmakdis'in ezanları dönüyor duvarlardan
Minareler kupkuru
Kabuk bağlıyor mağaralarda yaz
Sanki her şey bir kabuktan ibaret
Kabuklar kemirerek tüketiyor özü
Şu duvarlara karşı yaşamaya değen nedir?

Çölünün kıyısında anne bir ceylan
Göle indiriyor kirpiklerini
Çöle indiriyor bebeklerini

Bütün Anneler
Çöl kazıcıları
Çölümüz kabuk bağlamış taşlar

Gazze'ye bir bomba daha düşer
Sahilde çocuklar kelebek olur
Utanç duvarları yükselir
Televizyonlarda yüksek düzeyli kravatlılar
Lânetlemeler, kınamalar
Yüksek puntolarla son dakikalar

Duvarlar Liquid CriystalDisplay.
Ekranlar
Mezar taşı yazıcıları

Aman yarabbi nasıl da ferahladı halk
Şimdi gidip uyuyalım
Yarın devamını okuruz

Hamza Günerigök

(Hece Dergisi, Sayı 213, s. 74)